Wednesday, March 21, 2007

city details







tell us lots of tales...

Tuesday, March 20, 2007

that's what I like

Saturday, March 03, 2007

Beklenilenden bir öncesi


Karşında duran bir bahar cücesi, Mart. En dengesizi, en renksizi, en yavas geçmek bilmeyeni..Sehirleri birbirlerine benzeteni. Deseler ki bir adım sonrası Bakanlık kavsağı, inanırım sabrımı ılık çikolatalarla kandırırım. Koşarak üzerimden geçmeye kalkışacak develere hendek atlatırım. Bu aralar sanki siyah bulutlar ürkütüp kaçırtıyor gibi içinde mavi boncuk olan trenleri, olsuuun, geçeeeer gereklilikleri yerine getir olmadı ellerinle cıkartıp mavi boncukları saçlarına takarsın.. Sonra dönüp aynaya bakarsın, uzun nerdeyse siyah saçlarını daha da düzleştirmek icin saatlerce tararsın, üç yanı denizlerle kaplı yarım bir adaya nasıl olsa her zaman alınırsın.

Monday, February 26, 2007

Herşeyden önce biraz matrak olalım!!!!

Zamanda yolculuk yapmak icin tasarlanmıs parlak mavi
ısıklardan cıkar "parlak fikirler",

Asla ait olmadığını bildiğin sokaklar da, tanıdık ama ilk kez tanışılmış, perilerle, ancak aydınlanır.

Sunday, February 25, 2007

What if you could love forever?


"All these years, all these memories, there was you. You pull me through time"
haahahahahahAHAHAH
İnanma,
ondan filmleri izlerkende kişileştirme yaparak aglama gerçek olamayacak kadar harikulade olmalarına saygından dolayı agla, ordaki aska aglama
o ask'ın asla gercek olmadıgına inanmalarını sagla.

Thursday, February 01, 2007

Monsieur Fevry

Giysi dolabında 20 askıda aynı model ceketlerinin cebine her sabah ozenle yerlestirdigi mandalinaları gibi degerlidir onun filmleri. Her anlattıgı senaryoda tekrar onlarla yasarken aklında, aslında dersi anlatırken baktıgı anfide oturan kucuk Rosellini'ler, Visconti'ler, Kurosawa'lar, Bresson'lar, Forman'lar, Polanski'ler gorur. Ayakkabılarını gormez yururken, belki yurudugunun farkına, anca geldigi akademinin kapısında varır. Fazla göz göze gelmekten çekinir, çok dibine girip konuşmaktan irkilir, elleri hafif tebeşirlidir. Her pazartesi ve carsamba sinema tariyi ve sinema estetiği derslerini iple sarar, filmlerden gösterdiği sahneleri en az iki kez başa sarar, ucuz tütün sigara ictigi icin mecburen ders aralarında da onu sarar. Kadınlara hiç sarmaz, sevgiliden görüp görebilceği herşeyi izlemiştir yüzlerce kez, gerçeğiyle uğraşmaz nasıl yansıttıklarına kafayı takar. Az konusur ama iki saat icinde durmadan konusur. O anlatırken ozenle sectigi dehaları, sinemaya olan tutksunu okursun agzından akan harflerde. Bir an kendi konusurken icine Godard girdi sanar, Godard kucuk bir cindir, onun cinidir kimse daha iyi tasvir etsin istemez cinini, her terste mutlaka ona iki kaşık reçel yedirir. Sessizce yanına gelir, elinde okudugun herhangi bir sey olsa bile arkanda durarak konusur, once sesini duy onu gorme ister, en son bir hafta once sordugun soruyu cevaplar. Kapıyı kapar, evine kanepeye akar, içini bi sonraki anlatacagı filmlerinin heyecanı kaplar ağlarda ağlar...

Saturday, January 27, 2007

"Daha"da ötesi

sallantının ritmiyle fırının icinde kabaran kekin bulundugu anlık duygular icerisinde gecen sayılı günler ve igne atsan yere on uc metre uzaktan gorunen pırıltısı. Sokaklar kartpostalların üzerine resim olacak kadar meshur ve kasvetli, benide bile bile ustelik oyuncu olmaya can atarak canlandırıldıgım bu sete cok kucukken bırakmıslar. izledigin filmler hayatına, hayatın filmlere yansır farketmeden...aslında hep ekrana elini uzatsan icine girer mi? girdigide olmustur! iddiaları dogru sayılabilir, "gercek" yuz yıllardan beri tartısılan en derin kavramdır. gecmisin gerceklerini karıstırmayı bırakıp gelecege daha gercek gozuyle bakarsan daha heyecanlı cunku acele etmek gerek, cunku bu kadar kosustururken bile ne kadar cok sey kacırılmış, gözden.. o dönemlerde ne dusundugumu bulmak ıcın zorluyorum ama on iki yasında ne dusunceler ıcerisindeydim bulamıyorum. on iki yasındaki benden bir tane daha var mı ortalıkta ? bir bakarsınki sen vazgeçmenin kalp sıkıstırmasıyla ugrasırken, senin icin birileri coktan fonda calan sarkıları yuzlerce kez degistirmis.
yeni, daha cok, daha fazla, farklı herkesten farklı ama masum, guzel, iyi. bakılan yazı kadar gercek, goremediklerin kadar onemsiz...

Monday, January 22, 2007

"Aklımı kaybetmekten değil, bulmaktan korkuyorum”
Prof. Fred Alan Wolf

Sunday, January 21, 2007

Wednesday, January 17, 2007

just a commercial

Tuesday, January 09, 2007

soleil de mon pays


Başka bir yerde yaşamak istememe sebebim... Ankara'da karda yağsa, buzlanmada olsa, -15 derecede bile olsa eksik olmaz.

Hatırlatmacalar


Bir senenin beş sene uzunluğunda geçtiği yıllar kervanında terketip gittim seni. Oysaki daha çok çaya batırılıp çıkarılacaktık, bu resimlerin renkleri için erkendi az biraz. Hatırlamakta zorlanıyorum saçları uzun çocuğun saçları uzunken mi arkasında izler bırakan meteor yağmuru yağmıştı adaya? Mis gibi yeni tahta koksun diye kestirmiştik masayı marangoza, denizden sırtında getirmişti, marangozun adı Sawyer olmalıydı.


Bir senenin beş sene uzunluğunda geçtiği yıllar kervanında terketip gitmiş olsamda seni terketmem asla. Ne kadar yazsamda bu "FaZi" li resimdeki gibi anlatamam aklımdan geçenleri. Arkamızda iyi kötü deniz feneri, palto düğmeli vosvos silecekleriyle gözümün önündesin hep.

Friday, December 15, 2006

Roads

The best place to go, how can it feel this wrong??

Wednesday, December 13, 2006

Gunler gunlerin ardindan...

Bilenler devamini getirirler, anlamlarlarda dahada derin anlamlar ararlar... Simdiki soguklar ekim havasiymis yani nisanda daha subat esintileri olma ihtimali cok yuksek buralara hic yaz gelmicek. Ilk defa icinde kalp kirikliklarindan bahsetmedigim mektuplar yazmaya basladigima gore, gecen uc ayin az kalan iki haftasindan belkide. Sonraki iki haftayida bi dikiste icsem vucudumun sersemligiyle done done gelirim gerisi geriye; bir gelirimki garip aksanlardan cikan turkce gelimeler iyice komiklesmis. meydanlardaki buz pateni pistleri hala erimemis... yazik kendini bitki sanipta olduklari yere kok salanlara, semiolojiyi ya da etkili simgeleri ya da bana yol gostersin diye diledigim dileklerin sonuclarini yabana atmasam daha mi hayirlisi olur acaba benim icin. Bugun balkona cikip koca bi lila suya beyaz yapraklar koysam ve birkez birkez daha fisildasam icine, icimdeki hafiflenen heyacanlarida koysam ustelik, bu sefer gelir mi? Yaz'dan bahsediyorum...

Thursday, December 07, 2006

True Love Waits,



Sinon tanpis!

Monday, December 04, 2006

A Plot Summary

Siz ispanyol musunuz?? Hayır ama bende biraz uzaklardan geliyorum, hafif cekik ve siyah gozlerimin sebebi babam. Cok muhtesem bir sehir Istanbul'da mı yasıyorsunuz? Hayır ama yazları ve kısları belirli aralıklarla yasamıslıgım var, bu kadar iyi bilmemin sebebi babam orda yasıyor. Uzun zamandır burda mısınız? Hayır ama fransızca konusmayı bu denli cok sevmemin nedenidir burda olmam. En cok neleri ozlediniz biraz bahseder misiniz?? Hayır ama bunların en iyi anlatabilecegim yolda ilerliyorum, filmlerde gercekleri gozune soka soka yansıtmalıyım. Biraz daha güneşlenmek ister misiniz?? Hayır ama bu nereye kostuklarını bilmediğim gri bulutları elimle silerek güneşi kendim cıkarmak isterim...

Thursday, November 30, 2006

kasım bitmeden, dip notlar...

İnsan vücudunda da lades kemiği vardır ve bu kemikle tutuşulan iddiada iki taraftan biri mutlaka ölür.

Küt diye düşen gece.

Aşkta beklentiler tehdit unsuru oluşturdu mu, sevgiliyi öldürmeli!! Aşkın başı kalabalıksa çıkıp gitmeli. Aşk ağaca çıktımı itfayiyeyi cağırlmalı, çünkü aşk "pisi pisi"ye gelmez.
K.İ (pop h'art)

Tuesday, November 28, 2006

"The best education in the film, is to make one. "


Thursday, November 16, 2006

TUNALI
bilmem anlata biliyor muyum?

Tuesday, November 14, 2006

art & illusion